Biber gazları, Tomalar, sis bombalarına inat, 1 Mayıs’ı Çukurova’nın göbeği, Toroslar diyarı Adana’da adına yakışır bir coşkuyla, bayram tadında kutladık.

Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkarak Adana’ya ulaşan işçi, memur, emekli, 4/C’li, ataması yapılmayan öğretmenler, İ.İ.B.F. mezunları, KPSS kapısında hayata tutunmaya çalışan genç işsizler, yüksekokul mezunları, emeklilikte yaşa takılanlar ve daha nicelerinin oluşturduğu on binler, sabahın erken saatlerinde İnönü Caddesi’nde toplandı.

Bir tarafta çalışanların sorunlarını sis bombalarının ardına gizleme gayretinde olanlar, diğer tarafta iktidar yandaşlığı yoluyla çalışanların hak kayıplarını sümen altı etmeye soyunanların varlığına rağmen,  Türkiye Kamu-Sen kırmadan, dökmeden, hiçbir şeyin ardına saklanmadan yalnızca çalışanlar ve milletin hakları için meydanlardaydı.

Başta Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve bağlı sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Merkez yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız ve İl Temsilcilerimiz öncülüğünde yürüyüşe geçen kalabalık, yol boyunca atılan sloganlarla Adana’ya 1 Mayıs coşkusunu yaşattı. Yürüyüş sırasında Adanalılar da alkışlarla, toplanan binlerce çalışana destek verdi.

Türkiye Kamu-Sen’in Çukurova’daki bu büyük coşkusu, Torosları aşarak tüm Türkiye’ye yayılırken, yürüyüşün sonunda Atatürk Parkı’na ulaşan binlerce çalışan ve aileleri davullarla zurnalarla halay çekerek emek ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergilediler.

KONCUK: 1 MAYIS TÜM KESİMLERİN SORUNLARININ KONUŞULDUĞU BİR GÜN OLARAK KUTLANMALI

Genel Başkan İsmail Koncuk ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz, başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve bu vatan için canlarını siper ederek şehit olan tüm şehitlerimiz için Atatürk Parkında bulunan mozoleye çelenk koyarak saygı duruşunda bulundu. Ardından hep bir ağızdan İstiklal Marşı büyük bir coşkuyla okundu. “İşte Başkan İşte Sendika” sloganlarıyla kürsüye çıkan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, tüm katılımcıları selamlayarak konuşmasına başladı. Koncuk, “Bugün 1 Mayıs ve hep birlikte coşku ve heyecanla kutluyoruz.

1977 yılında hayatını kaybeden 37 vatandaşımızı da rahmetle anıyorum. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramını kutlarken çeşitli tartışmalar içinde kutlamayı doğru bulmuyoruz. 1 Mayıs, çalışma hayatının, işçinin, memurun, asgari ücretlilerin, genç işsizlerin, çiftçilerin tüm emeklilerin, esnafın, çalışan çalışmayan herkesin dertlerinin gündeme geldiği bir bayram olarak kutlanmalı ama maalesef 12 yıldır Taksim adı altında tartışmalar devam ediyor.

Bugün bütün yayın organları Taksim’de çıkacak olaylara kilitlendi, yani çalışma hayatı yine tartışılmıyor. 12 yıllık iktidarın ülkeyi yönetme becerisi tartışılmıyor ve bu ortamdan AKP iktidarı yine nemalanmaya devam ediyor. Biz anlamakta zorlanıyoruz; iktidar, olan biten her şeyden nemalanıyor. Bu iktidarın mağduriyeti hiç bitmedi. Şimdi diyorum ki, saraya beş milyar TL, uçaklara milyon dolarlar harcayan iktidar mağdur değil, mağdur Türk milletidir, gariptir, gurebadır.

 

Değerli arkadaşlarım, bunlar konuşurken yüzleri de kızarmıyor. Mehmet Akif’in dediği gibi,

Şark'a bakmaz Garb'i bilmez, görgüden yok vayesi;

Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi!...

 

Taşeronlaşma aldı başını gidiyor. 2002 yılında kamuda 20 bin taşeron varken, bugün bu sayı 755 bine ulaştı. Belediye ve özel sektörü dâhil edince, bu sayı 2 milyonu buluyor.

Başbakan Davutoğlu dün, “Taşeron sistem 1936’da başladı” diyor. Bu nasıl bir savunmadır, yani Atatürk dönemini kastediyor sayın Başbakan… Buradan sesleniyorum, iktidarınızdan hemen önce yirmi bin olan bu sayı, milyonlara çıkmışken bunun hesabını siz vereceksiniz. Tüm sendikalar, STK’lar, iktidarın maskesini düşürmek için taşeron sistem konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Sizlerin bildiği gibi 7 Haziran’da seçime gidiyoruz. Türkiye Kamu-Sen olarak tüm siyasi partilerden şu sözü istiyoruz, “İşsizliğe çare bulacağız, aşsızlığa çare bulacağız,  garip gurebanın derdini düşüneceğiz” demeliler ve bunların garantisini vermeliler. Bu seçimlerde Anayasa’da yazdığı gibi sosyal devlet olmanın yolu açılmalıdır.

13 Mayıs’ta Soma faciasının yıldönümü... 301 maden işçisi Soma’da tedbirsizlik sebebiyle hayatını kaybetti ama hala ceza alan yok, sorumluluk alan yok. Hükümet “Bu işin doğasında var diyor” ve ne yazık ki o faciada gidip, orada cenaze saydılar. İş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz… Bu facialar denetimsizlik yüzünden oluyor. İşte buraları yandaşlara peşkeş çekersen sonuçları da böyle olur.

Hala 4-C’yi tartışıyoruz; 23 bin 4-C’li çalışan var. İktidar adeta 4-C’lileri  düşman görüyor, hasım görüyor, üçüncü sınıf vatandaş görüyor. Kadro vermeyi beceremeyen iktidarın neyi becerebileceğini 4-C’li çalışanlar sorgulasın. 4-B’liler de var aramızda; onlar da bu sorgulamayı yapsın. 12 yıldır çalışanları hasım gören, rakip gören ve onların haklarını geriye götürmeyi marifet sanan bir siyasal iktidar var. Tüm devlet memurları bilmelidir ki, bu iktidar çalışanların dostu değildir! 12 yıldır yaptıklarıyla her kesimi inim inim inleten bunlar değil midir?

 

Çalışma Bakanı Sayın Faruk Çelik demişti ki, “657 sayılı Devlet Memurları Kanununu değiştirmek lazım.” Biz de bir çalışma yaptık ve teklifler sunduk. Madem değişecek buyurun ek gösterge sorunundan başlayın dedik. Ek göstergeyi 9’un 1’inden başlatın dedik. Tüm kamu çalışanlarının ek göstergelerini 800 puan artırın dedik, ek ödemeleri artırın dedik, 4-C’lileri de ek ödemeden faydalandırın dedik ama yapmadılar. Özel hizmet tazminatını çözemediler, emeklilikte 30 yıl sınırını Anayasa Mahkemesi kaldırdı, şimdi Davutoğlu “Emekliye 100 TL zam vereceğiz” diyor. Peki ne zaman? Temmuz ayında, sen Temmuz ayında iktidar olmak için milletten garanti mi aldın Sayın Başbakan?

Şayet emeklilerin problemlerini biliyor ve çözüm arıyorsanız ve bunda samimiyseniz, gelin

Anayasa Mahkemesi kararından önce 30 yıldan fazla çalışıp, otuz yıl üzerinden emekli ikramiyesi alan çalışanların da haklarını verin, yüreğiniz yetiyorsa bunu yapın.” dedi.

 

KONCUK: MEMURU VE EMEKLİYİ SEFALETE SÜRÜKLEYENLERİN YÜZLERİ DAHİ KIZARMIYOR

“Memur ve emekli maaşları eriyor, Hükümet çalışanlara borçlu” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “ Borçlunun yüzü kızarır, bunların yüzü dahi kızarmıyor” dedi. Koncuk, “2014 yılında aldığımız zam sadece 123 TL; yani sarı sendika ancak bunu alabildi. 6 Aralık ve 4 Nisan’da iki büyük miting yaptık. Bu mitinglerde, “Ek zammımızı istiyoruz, Hakim ve Savcıya 1155 TL veriyorsanız kamu çalışanlarına ve emeklilere de yapın” dedik. Siyasi iktidar bunu duymadı. Sizi duymayan bu iktidarı,  ataması yapılmayan öğretmenler, İ.İ.B.F. mezunları, 4-C’liler, emekliler, işçiler, memurlar, asgari ücretliler sizler duyacak mısınız?

1 Ocak’ta yüzde 3 zam aldık. Bugün artık enflasyon yüzde 3’ü aştı. 2014’den alacağımız yüzde 2.97’lik farkımız orada duruyor. Bu iktidar bize borçlu ama borçlunun yüzü kızarır, bunların yüzleri dahi kızarmıyor.

Değerli arkadaşlarım, sadece maddi sorunlar yaşamıyoruz. 76 bin okul yöneticisini bir gecede infaz ettiler. Milli Eğitime emek veren arkadaşlarımızı alaşağı ettiler, yerlerine beceriksiz ve yandaşları getirdiler. Bunların yerine gelen liyakatsizler bilsinler ki, ömürleri 4 yıl bile sürmeyecek, Sağlık Bakanlığında, Adalet Bakanlığında, PTT’de her nerede olursa olsun bu yandaş anlayışa hizmet edenler bunun hesabını er veya geç vereceklerdir.

Aranızda yargıya güvenen kaldı mı? Bir hâkim karar verdi ve hâkim dün gözaltına alındı. İşlerine gelmeyenler hemen görevden alınıp gözaltına alınıyor. O zaman mahkemeleri kapatın, siz yargılayın, kararları verin ve sizler bozun. Demokrasi, insan hakkı diye bir şey kalmadı. Bu anlayışa asla saygı duymuyoruz. Ülkeyi demokrasi ayıplı bir ülke haline getirenler, diktatör kafalılar, bunun hesabını mutlaka millete vermek zorundadırlar. Herkesi korkuttular ama buradan sesleniyorum, ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız. İşte Türkiye Kamu-Sen’in delikanlı mensuplarını, yiğit Genel Başkanlarını, Şube Başkanlarını, üyelerini korkutamazdınız. Siz korkun, bu günahlarınızın bedelini elbet bir gün soracağız.

 

Kimse bu ülkeyi Ali Babanın çiftliği gibi yönetemez. İster Cumhurbaşkanı, ister Başbakan olsun herkesi kucaklamak zorundasınız. Hukuktan her geçen gün uzaklaşan iktidarın yandaşlarına sesleniyorum, ayakçılık yapmayın, yarın bu siyasi iktidar gider,,, o zaman Türkiye Kamu-Sen’in mensuplarıyla yüz yüze geleceksiniz, vallahi de billahi de sen o dairede memurluk bile yapamazsın...

12 Eylül’ü ü hatırlayın, 28 Şubat’ı hatırlayın... Bu darbeleri yapanlar bugün herkes onlara lanet okuyor. Bugün onları hatırlayınca akıllara ne geliyorsa, yarın da bunlar için aynı şeyleri düşüneceğiz.” dedi.

KONCUK: NE OLDU DA ÇÖZÜM SÜRECİNİZDE “U” DÖNÜŞÜ YAPTINIZ?

Çözüm sürecine değinen Genel Başkan Koncuk, “Tarihi günler yaşıyoruz, 3 yıldır çözüm diye diye, anaların gözyaşları dinecek diye diye problemleri çözeceğiz diye diye milleti uyutmaya kalktılar. Şimdi de, “Kürt sorunu yok” diyorlar. Biz yıllardır zaten bunu söylüyoruz. Mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, bu ülkenin her vatandaşı bizim baş tacımızdır. Biz kimseyi istismar etmedik, biz hepsini saygıdeğer vatandaşlarımız olarak gördük ama bir oy için Şivan Perver’i bağrına basanlar, kırmızı halılar serenler, bugün “Kürt sorunu yok” diyor, hadi oradan.

Zerre-i miktar izanı olan, her vatandaşımız, yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de emredildiği gibi,  “Akletmez misiniz, düşünmez misiniz" siz bizi alık mı görüyorsunuz? Madem sorun yok, üç yıldır neyi müzakere ediyorsunuz? İmralı’ya heyetleri neden gönderdin? MİT’e ne talimat verdin de Oslo’da konuştular? Dolmabahçe’de açıklamalar yapılırken sen neredeydin? Korku dağları aştı. Biz çiğ yemedik ki karnımız ağrısın, hırsızlık yapanlar elbette hesap gününden korkacaklar, ötekileştirenler elbette hesap gününden korkacaklar. Korksunlar, uykuları kaçsın, bu aziz millet elbette bu yaşananların hesabını soracak, yüce Allah da soracak.” dedi.

 

Çalışma hayatının sorunlarını değerlendiren Koncuk, anne ve babalara çocuklarının geleceklerine sahip çıkmaları çağrısında bulundu. Koncuk, “Rotasyon sistemi devam ediyor. Bunu savunanlar, memurların verimliliği artacak diyorlar. Adamı yerinden yurdundan ediyorsun tarımda, diyanette illerini değiştiriyorsun, “Verimlilik artacak” diye milleti aldatıyorsun. Türkiye Kamu-Sen rotasyona karşıdır.

Stajyerlik kaldırma problemi var. Bir yönetmelik yayınlandı. Bu yönetmelik “Sizi öğretmen olduğunuza pişman edeceğim” diyor kısacası. Bin bir güçlükle okuyan bu çocukların önüne hala engeller koyuyorlar. Sınav üstüne sınav olur mu, bu zulüm değil midir? Herkese sesleniyorum, yarın sizin çocuklarınız memur olacak, bu haksızlıklara bugünden dur demek gerekir. Çalışanlar bu ülkenin bizatihi kendisidir. Devlet memurları, devlet demektir. Ezdiğiniz, korkutmak için her yolu denediğiniz bu insanlardan nasıl verim alacaksınız?

 

Eşi özel sektörde çalışanlara diyorlar ki, “Eşinizin üç yıl kesintisiz o ilde sigorta ödemesi lazım.” Türkiye’de doğru düzgün sigortası ödenen kaç tane insan var? Yani diyorlar ki, “Ey memurlar eş durumundan dolayı tayin istemeyin” Bunun açıklaması budur. Biz bu konuda davalar açıyoruz, yandaşlar ise sadece seyrediyorlar.

Türkiye’de 15 – 24 arası gençlerin oranı yüzde 16,5 resmi rakamlara göre genç işsizlik yüzde  17,9 olarak açıklanıyor.  Aslında biz bu oranın yüzde 20’leri aştığını biliyoruz. Bu millet şunu görmeli, anne babalar, üniversite bitirmiş, Meslek Yüksek Okulunu bitirmiş, liseyi bitirmiş çocuklarınızın yıllardır evde oturduğunu görmeli  ve buna göre hareket etmelisiniz.

2002’de  ataması yapılamayan 72 bin öğretmen vardı. Bugün bu sayı 350 bin oldu. O dönem Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu siyasi iktidar, öğretmen bile atayamıyor. Bizim iktidarımızda hepsi atanacak” diyordu; o günden bugüne sayı beş kat arttı.

250 bin sağlık mezunu iş bekliyor, 400 bin İ.İ.B.F’li var. 381 bin İktisat Fakültesi mezunu KPSS’ye girdi ve açılan kadro sayısı 726...  Bu yıl 400 bin mezun var. Açılan kadro sayısı 199... Bu siyasi iktidar döneminde Bakanların yakınları, ve-erin yakınları, sınavsız kadrolara atanırken, bu garip gureba çocuklarının ne suçu var? Eğer millet olarak bu yapılanları sineye çekersek, çocuklarımız işsiz oturmaya mahkûmdur.

Muhalefet seçim beyannamesini açıklıyor, iktidar, kaynak soruyor. Şimdi biz de soruyoruz, “Saraya beş milyar TL’yi nereden buldunuz, tanesi bin TL olan kadehlere kaynağı nereden buldunuz, uçaklara kaynağı nereden buldunuz?”

İnşallah önümüzdeki yıllarda başka illerimizde de 1 Mayıs’ı kutlayacağız. Şuna izin vermeyeceğiz; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma bayramıdır, 1 Mayıs, Marksistlerin bayramı değildir. Türkiye Kamu-Sen olarak Allah nasip ederse tüm çalışanlarımızın, işsizlerimizin dertlerini her zaman olduğu gibi, 1 Mayıslarda da dile getireceğiz. Taksim tartışmaları arasında çalışma hayatının konuşulmamasına asla rıza göstermeyeceğiz. Türkiye Kamu-Sen, kökleri Anadolu coğrafyasında olan, değerleri bu aziz milletin on binlerce yıllık küllerinden alan, bu ülkenin değerli insanlarının sendikasıdır. Bizim her eylemimizde Türk bayrağı var, Türkiye sevdası var, bu millete saygı ve sevgi var.

1 Mayıs mitingimize uzaktan yakından katılan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor saygılar sunuyorum...

 

"Mehmedim sevinin başlar yüksekte

Ölsek de sevinin eve dönsek de

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet elbet bizimdir

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir." diyerek sözlerine son verdi.