Değerli Kamu çalışanları, mesai arkadaşlarım.
 
Bilindiği üzere PTT Genel Müdürlüğü tarafından dün mesai bitimine yakın bir tebliğ yayınlanarak 24 Haziran Cumartesi günü çalışan PTT Merkez Müdürlüklerinin, Bayramın 2. ve 3. günleri de asgari personel ile çalışması tebliğ edilmişti.
 
Bayram arifesine girilirken ve mesai bitimine yakın bir zamana denk getirilen bu tebliğin çalışanlar açısından ne anlama geldiğini idrak etmek zor değildir. Hiçbir makama ulaşılmasın, şikayet olmasın, ben yaptım oldu mantığı ile çalışanların planları alt üst edilmiştir. Sıla hasretiyle, sevdiklerine kavuşmak özlemiyle yanıp tutuşan çalışanlarımız Bayram tatiline kendilerini hazırlamış, çoluk çocuk biletler alınmış ve birçoğu Cuma günü mesai bitimi hareket etmek üzere plan yapmıştır. Böyle bir tebliğle mağdur olacak bir kişinin dahi duygu, düşünce ve mağduriyetini kimse empati yapmamıştır.
 
Gerek dağıtım birimlerinde, gerekse gişelerde dakikası hesaplanarak olmadık baskı ile saniye hesabı dahi yapılarak yıl boyunca stres altında çalışan, istediği zaman yıllık izin alamayan ya da hiç izin kullanamayan, dağıtıma gideceği motosikleti ve arabası beceriksiz idarecilerin yanlış hesabı yüzünden altından alınarak, işini yapabilmesi için kendi araçları ile dağıtıma giden, eksik personelle gişelerde çalışan personelin, her dakika hizmet alan vatandaşa boş gişelerin hesabını vermesi, zaruri ihtiyaçları için dahi gişeyi terk edemeyen bu personele yılda bir-iki gün bayram yapması bile çok görüldü. Bu resmen bir eziyettir, kabul edilebilir bir uygulama değildir. Ancak bu yanlışın uygulanma saatine kadar da telafisi mümkündür.
 
Öte yandan, yetkili sendikanın kendi dışındaki sendikaların komisyonlara çağrılmasına bile tahammül edemediğini biliyoruz. Hatta değiştirilen veya iptal edilen bir genelgenin kendileri tarafından iptal ettirildiğini söyleyip, ucuz kahramanlık yapanların HER ŞEYİ BEN YAPARIM diyerek caka satanların, Bayram Arifesini tatil yaptırmak için görüştüğü reklamını yapanların bu genelgeden haberi var mıydı acaba? Yoksa Toplu Sözleşme masasında olduğu gibi hep birlikte ayağa kalkıp, alkış mı tuttular?
 
Bunu sataşmak için değil yalnızca sahiplenmenin her ortamda olmasını hatırlatmak için belirttim. Sorun ortada, çözüm müşterek olmalı ve kamu çalışanının lehine olacak girişimleri güçlü bir şekilde ortaya koymalıyız. 
 
Dün akşamdan beri (23 Haziran 2017) bakıyorum STK’ların her biri kurumsal değil, bireysel bir çekişme ile bencillik ortaya koymakta, kimi çıkıp genel kuruldan kalma kinini yansıtmakta, kimi rakibi olacağı makamı yıpratmaya çalışmakta, kimisi de memurun geleceğini yok edecek lüzumsuz bölünmelere çanak tutmaktadır. Bakıldığında görüleceği üzere sorunun çözümü için çaba sarfetmek yerine, sorun çıkmasına adeta sevinen ve bu durumu kişisel hesaplaşmalarda kullanarak şahsi menfaat devşirmeye çalışanlar var. Halbuki, bugünkü sorun küçük görünse de memurun nasıl bölünüp parçalandığının yansımasıdır. Güçlü ve kararlı bir sendikal anlayışla bakılacak olursa, burada, kaybedenler birbirini yerken, icra makamında bulunan kimselerin bundan rahatsız değil, bilakis memnun olduklarını düşünüyorum. 
 
Özellikle ortaya çıkan her sorunda çalışanlarımızı sendikalardan istifaya davet edenlerin, sorunun çözümü için hiçbir öneri getirmemeleri, hiçbir girişimde bulunmamaları, her durumda suçu sendikalara atarak durumdan pay çıkamaya çalışmaları niyetlerini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür davranışların  kimin çanağına su taşıdığını herkesin ciddi bir şekilde gözden geçirmesini istiyorum.
 
Yine bugünkü konuyu örnek alarak belirtmek isterim ki, hak, rica minnetle değil, toplu sözleşme masasında, meydanlarda mücadele ile alınır. Bakın işçi kardeşlerimizin haklarına… görev alanının dışında çalışan bir işçinin yemeği ayağına gidiyor; hiçbir idarecisi “hayır göndermem, gelsin burada yesin” diyebiliyor mu? 
 
Ama ne yazıktır ki, PTT A.Ş. taslağına dört sendika birden HAYIR dediğimiz gün bizleri eylem alanında satan ve bugün PTT’nin içerisinde oluşturulan  idari hizmet sözleşmeli personelin mimarı olan sendikaya üye, yani celladına aşık birkaç kişi kalkıp, sosyal medyadan sendikalardan istifa çağrısında bulunabiliyor. Ben artık burada bir art niyet aramaya başladım. Yoksa gizli bir el Kurumlarımızdaki sendikalaşmayı baltalayıp, birilerinin aracılığı ile bölüp, parçalamak mı istiyor? Bu anlayış kimin çanağına ne kadar daha su taşır?
 
İşe yeni girmiş bir personelin iradesi dışında belli sendikaya üye yapıldığı gerçeği ortada iken bu aslan yürekli kardeşlerimiz neden bunu dile getiremezler acaba. 
 
Burada anlatmak istediğim konu apaçık ortadadır. Hak verilmez alınır. Bakın işçi örneğinde belirttiğim gibi... Bugünkü sıkıntıyı eşleştirebiliriz.
PTT’de İdari Hizmet Sözleşmeli arkadaşlarımızın beşte dördü Birlik Haber- Sen’e üye ve bu sendika 2013 ve 2015 olmak üzere iki toplu sözleşme masasına oturdu, yani 4 yıl; bu toplu sözleşmelerde İHS’li arkadaşların adına bir madde var mı? Hatırladığım kadarıyla İHS’li arkadaşlarımıza önderlik yapan bazı arkadaşlarımız geçen yıl nisan ayına kadar bu sendikaya süre verip, filanca maddeyi değiştireceklerinin sözünü verdiler, değiştirmezlerse topluca istifa edeceğiz diye beni dahi aradılar. Bugün gelinen noktada yine aynı sendika yetkili, ağustos ayında toplu sözleşme masasına oturarak kamu çalışanları adına pazarlık yapacak. İşte bu noktada bugün yaşadığımız sıkıntı, önceden resmiyete bağlanmış olsaydı, 
örneğin; “Bayram ve Pazar günleri mesaiye çağrılan personele yevmiyesinin 4 katı ücret ödenir” maddesi konulsaydı, emin olun ihtiyacı olan arkadaşlarımız gönüllü çalışır ve kimse rahatsız olmadı. İşte çözüm bu ve benzeri anlaşmalarda sağlanır.
 
Bugün bayram mesaisine çağrılan arkadaşımıza verilen ücret, yol parasını bile karşılamamakta olup, bir de İHS’li, 399’lu diye bir ayrımcılıkla sözde ucuz işçilikle kar etme kurnazlığı yapan idarecilere fırsat verilmektedir. 
 
Sonuç olarak tüm sivil toplum kuruluşlarını, amaçlarını tekrar gözden geçirerek, bireysel çıkarları değil, kitlesel çıkarlar doğrultusunda mücadeleye davet ediyorum. Sendikalardan istifa sözcüğü hiçbir sorunun çözülmesine katkı sağlamaz. Bu noktada asıl olan doğru sendika çatısı altında mücadeleye destek olmaktır. Taleplerin sözde değil, özde dile getirilmesini sağlayacak sendikalarla, STK’ların gücünün bölünmesine değil, güçlü ve ilkeli sivil toplum kuruluşlarına destek vererek, kamu çalışanlarının tehdit edilen değil, gerekirse tehdit eden bir güç olmasının önü açılmalıdır. 
 
Yukarıda belirttiğim, PTT Merkez Müdürlüklerinin Bayramda açık tutulmasının iki kişiyle olmayacağını, burada en azından  idareci veznedar, memur, hizmetli bulundurulması zorunluluğunu hatırlatarak,  çalışma barışına ve kurum aidiyetine ciddi ölçüde zarar vereceğinden, İVEDİ bir şekilde bu uygulamanın iptali konusunda karar beklediğimizi ilgililere bir kere daha duyuruyoruz. 
 
Bu vesile ile şahsım ve yönetim kurulum adına tüm kamu çalışanlarımızın mübarek Ramazan Bayramını kutluyor, herkese huzur, sağlık ve mutlu nice bayramlar diliyorum.
Saygılarımla.
 
 
Sedat YILMAZ
Türk Haber – Sen
Genel Başkanı