Bilindiği üzere TRT Genel Müdürlüğüne bağlı verici istasyonları vardır. Bunlar TRT’nin yayınlarını en ücra köşelere ulaştırabilmek için yerleşim birimlerinin en yüksek yerlerinde bir bakıma kuş uçmaz kervan geçmez bölgelerde kurulmuşlardır. Bu verici istasyonlarında çalışan TRT personeli, paletli kar araçlarıyla (snowtrack) ulaşımın sağlandığı bu yerlerde son derece olumsuz şartlarda, özellikle kış aylarında insanüstü bir gayretle, mesai mefhumu olmaksızın 24 saat esası ile görev yapmaktadır. Bu bölgelerde olumsuz hava şartları nedeniyle büyük mağduriyetler yaşanmakta, kar yağışının ne zaman başlayacağı, paletli kar araçlarına ne zaman ihtiyaç duyulacağı belli olmadığı için birçok personel işe geliş gidişlerde tipiye, fırtınaya yakalanmaktadır. Yanda görülen haber, söz konusu personelimizin yaşadığı bu mağduriyeti anlatan en açık örnektir. Bütün bu zorluklara ve yaşanan trajediye rağmen TRT, gözlerden uzak bu bölgelerde çalışan personel için adaletten uzak, insan haklarından uzak, insanca çalışma şartlarından uzak bir anlayış benimsemiş, bu kadar zor şartlarda görevini ifa etmeye çalışan personeli ötekileştirmişçesine, Basın Yayın ve İletişim Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşmenin 10. maddesinde belirtilen “Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğünde yapım ve yayın hizmetlerinde fiilen görev yapan personele aylık ilave 100 TL verilir” hükmünden, güvenlik görevlisi personeli muaf tutabilmiştir. Buradan TRT Genel Müdürü Sayın Şenol GÖKA başta olmak üzere Erkan DURDU ve tüm sorumlu yöneticilere soruyorum. • TRT’nin verici istasyonları fiilen yayın hizmeti yapmamakta mıdır? • Burada çalışan teknik personelin hak ettiği 100 TL’yi güvenlik görevlisi hak etmemekte midir? • Buranın güvenliğinin sağlanamaması durumunda yayında bir aksama olmayacak mıdır? • Bölge Müdürünün sekreterinin hak ettiği 100 TL neden bu kadar kişiselleştirilmektedir? Bu arada yetkili sendikanın toplu sözleşmede hizmet kolundaki mali haklara ilişkin hükümler için Maliye Bakanlığının da müdahil olmasına yol açan düzenlemeye imza atması nedeniyle, birçok ödeme için hâlâ Maliye Bakanlığından onay beklenmektedir. Buna karşın TRT Genel Müdürü Sayın Şenol GÖKA, bir ifadesinde “Maliye Bakanlığı, yayında çalışanlara ödeyin desin; ben TRT Personelinin tamamına öderim. Çünkü burası bir yayın kuruluşudur. Yayın bir bütünlük ister” demiştir. Öyleyse Maliye Bakanlığının bile hiçbir şekilde müdahil olmadığı vericilerde görev yapan personele karşı bu ayrımı kim, ne adına yapabilmektedir? Elbette verici istasyonlarında tek sıkıntımız ödenmeyen ilave 100 TL’ler değil, bu konu sendikamız tarafından yargıya taşınmış olmakla birlikte, yine de TRT yönetiminin bu konuyu da gözden geçirmesi hususunda bir hatırlatma yapmak istedik. Ülkemizin dört bir yanında kurulmuş olan verici istasyonlarımızda, teknik personel yetersizliği nedeniyle bir personel 72 saat sürekli nöbet tutmaktadır. Hiç ara vermeksizin, dinlenmeden, uyumadan 72 saat çalışmanın imkânsız olmasının yanısıra, bu personele yaptıkları fazla çalışmaların karşılığında verilmesi gereken izinler de mevzuata uygun biçimde kullandırılmamakta, izinler hukuka aykırı bir şekilde kısıtlanmaktadır. Öyle ki, bu verici istasyonlarında ayda 4 kez bu şekilde 72 saat süreyle nöbet tutan bir teknik personel toplamda 288 saat çalışmış olmaktadır. Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre haftalık normal çalışma süresi 40 saat, aylık çalışma süresi ise 160 saat belirlenmiştir. 4857 sayılı İş Kanununa göre ise haftalık normal çalışma süresi en fazla 45 saat, aylık ise 180 saattir. Buna göre verici istasyonları dışında çalışan personel aylık 160 saatin üzerindeki çalışması için fazla mesai ücreti almaya hak kazanmaktayken, verici istasyonlarında çalışan personelimiz aylık en az 288 saat çalışmasına rağmen fazla mesai ücreti alamamaktadır. Kaldı ki, Kanuna göre fazla mesailer dahil bir günde en fazla 11 saat çalışma süresi belirlenmiş, iki mesai arasında ise en az 11 saatlik bir dinlenme süresi öngörülmüş olduğu halde, bu verici istasyonlarında görev yapan personelimiz, olağanüstü şartlar altında 72 saat aralıksız görev yapmaktadır. Bu uygulamaların kanunlara aykırı olmasının yanında, insan haklarına da aykırı olduğu açıktır. Buna ek olarak İş Kanunu, fazladan çalışılan süreler için ya fazla mesai ücreti ödenmesini ya da fazla mesainin her bir saati için 1,5 saate denk gelen bir dinlenme süresini zorunlu kılmaktadır. Buna göre 72 saat aralıksız çalışan bir personel bu süre zarfında 48 saat fazla mesai yapmış demektir. Yapılan 48 saatlik bu fazla mesainin 1,5’la çarpılması durumunda bu çalışanın 72 saatlik bir dinlenmeyi hak ettiği görülecektir. Bu da 72 saat aralıksız çalıştırılan bir personelin 9 gün boyunca dinlenmeye hak kazandığı anlamına gelmektedir. Oysa bu personele yalnızca 2 günlük bir dinlenme hakkı verildiği tespit edilmiştir. Kanundan doğan 7 günlük dinlenme süresi ise gasp edilmektedir. Yine Kanun, “Bir çalışana yılda en fazla 270 saat fazla mesai yaptırılabilir” derken, verici istasyonlarında çalışan personel için bu süre kat be kat artmaktadır. Dolayısıyla verici istasyonlarındaki personel eksikliği ve mesai sorunu hiçbir kanunla uyuşmamakta ve artık bir insan hakkı ihlali boyutuna gelmiş durumdadır. Verici istasyonlarında yaşanan aksaklıklar bununla da sınırlı değildir. Bu istasyonlardaki personel eksikliği güvenliğin de aksamasına yol açmaktadır. İstasyonlarda yalnızca bir güvenlik görevlisi bulunmaktadır. Ülkemizin belki de güvenliğe en çok ihtiyaç duyulan yerleri, kuş uçmaz kervan geçmez bölgelere kurulmuş olan verici istasyonlarıdır. Bilinmelidir ki, burada çalışan her bir insanın canı da TRT’de çalışan en üst yöneticinin canı kadar önemlidir. Milyarlarca lirayı dış yatırımlara veren TRT’nin, personel giderlerini kısarak, çalışanların can güvenliğini hiçe sayması hiçbir şekilde izah edilemez. Verici istasyonlarının bulunduğu konum itibarıyla daha önceleri Radyo ve TV istasyon çalışanlarına dağda çalıştıkları için tazminat verilirken (normal çalışandan %5 fazla alırlardı.) gelişen süreçte bu tazminatlar da kaldırılmıştır. Peki ne oldu da bu tazminatlar kaldırıldı, dağların yaşam şartları daha mı iyileştirildi? Yukarıda belirttiğimiz çalışma şartlarına göre yıpranan verici istasyon çalışanlarının yıprandıkları aşikâr iken yıpranma hakları için herhangi bir çalışmanız var mı? doğrusu merak etmekteyiz. Bununla birlikte, verici istasyonları o kadar ihmal edilmiş durumda ki, istasyonlarda herhangi bir kazaya karşı yeterli ilkyardım malzemesi, araç, gereç ve yeterli ilaç göremedik. TRT’de EBYS sistemine geçildiği halde hiçbir istasyonda kurumsal internet bağlantısı bulunmamaktadır. Radyo ve TV istasyonlarında kar aracı için görev kâğıdı düzenlenmemektedir. Kar aracı ile çıkılan istasyonlara, kurum personeli ve özel güvenlik personeli birlikte çıkmaktadır. Herhangi bir kaza durumunda sorumluluğun kime ait olduğu konusunda belirsizlik yaşanmaktadır. Bütün bu tespitler ışığında; -TRT verici istasyonlarında görev yapan güvenlik personelinin de ilave 100 lira ödemeden faydalandırılması, -Bu istasyonlardaki personel eksikliğinin giderilerek çalışma sürelerinin kanunlar ve uluslararası sözleşmelerde belirlenen standartlara ulaştırılması, -Verici istasyonlarında görev yapan personele fazla mesai ücreti verilmesi, ücret verilmemesi durumunda kanunun öngördüğü şekilde, yapılan her 5,5 saatlik fazla mesaiye karşılık 1 iş günü dinlenme hakkı getirilmesi, -Verici istasyonlarındaki güvenlik görevlisi sayısının artırılması, - Yerleşim bölgelerinden uzak yerlerde kurulmuş olan verici istasyonlarında çalışan personele daha önce olduğu gibi ilave tazminat ödenmesi, - Verici istasyonlarında gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınması ve sağlık ekipmanlarının tamamlanması, - Verici istasyonlarında yetki ve sorumluluk kargaşasını sona erdirecek bir yetki düzenlemesinin uygulamaya geçirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Aksi halde verici istasyonlarının, TRT özelinde Türkiye’nin kanayan bir yarası olarak kalmasına müsaade etmeyeceğimizi hukuki ve sendikal mücadelemizi başlatacağımızı TRT Yönetimine ve kamuoyuna duyururuz. Türk Haber - Sen Genel Merkezi Yönetim Kurulu